Futbolseverlerin sevdiği, saydığı bazı futbolcular vardır ki onların hem futbolculuğu, hem davranışları giydiği formadan önce gelir. Bizim zamanımızdan söyleyecek olursak; Cüneyt Tanman, Metin Tekin, Fenerbahçeli rahmetli Hüseyin ve daha nicesi…
Aykut Kocaman, gerek 96’da Fenerbahçe’ye şampiyonluğu getiren golü attıktan sonraki demecinde, gerek Konya’daki Fenerbahçe maçı sonrası Konyaspor teknik Direktörü olarak söyledikleriyle 7’den 70’e futbolseverlerin saygı duyduğu ve sevdiği bir spor adamı oldu.
Geçen sene neler dedi, neler oldu üzerine konuşarak konuyu uzatmak yerine bu seneden birkaç örnek vermek yeterli.
Her teknik adamın, sporcusunun sağlığını, kulübünün emeğini koruması kadar doğal bir şey yok. Yeter ki, tutarlı olunsun! Yeter ki, gözlere perde inmesin! Yeter ki, başka kulüpler medyaya, bazı kurumlara şikayet edilerek başkaları üzerinden kendini anlamlandırma yapılmasın.
Manisa maçında Fenerbahçe’nin son dakikada ofsayt diye sayılmayan golünü de hatırlarız, Mersin İdman Yurdu maçında Mersin İdman Yurdu’nun verilmeyen penaltısını da. Bunlara hakem hatası deriz, tartışırız, ama daha önemli olan, Kayseri maçında Kayseri’nin verilmeyen penaltısına dair “görmedim” demesidir Aykut’un. Lehine hataları görmezden gelecek kadar şirazeyi koparacağını düşünmüyoruz. Bir anlık pozisyonu görmemiş olabilir. Eskişehirspor maçında “dışarıda çok efendi, saha içinde öfkelendirilen!” Emre ile Gökhan arasında gerçekleşen münakaşayı “Fenerbahçe’de oynayan oyunculara biraz daha fatura kesildi demeyelim ama faturanın büyük kısmı bu tarafa doğru geldi. Emre de bunlardan birisi. Bunlar bir şekilde insan. Hırvatistan maçından sonra bizim oyuncularımıza gelen oklar, 2-3 gün sonra ‘sakatım’ deyip ikinci maçta oynamayan oyunculara doğru dağılsa bu oyuncular biraz daha moralli ya da soğukkanlı hâle gelirlerdi. Şu aşamada bu şikayeti dile getirmek zorundayım. ” sözleriyle geçiştirmeye çalışmasını da doğal karşılamak gerek. Oklar azalsa böyle konuşmazdı. Milli Takımın bazı oyuncularının “bilerek” oynamadığı iddiası yeni bir şey değil. Yeni olan, o iddiayı futbolcularının kavgasına, öfkelenmesine gerekçe olarak sunmak. Aslında biz sahada kavga etmeyecektik, ama bizi sinirlendirdiler, kontrolümüzü kaybettik… Biz suçlu değiliz, suçlu olan onlar… Ne müthiş bir mantık! Dışarıda yaşadığı günün stresini evine taşıyıp, olanlarla hiçbir alakası olmayan ev halkına kusan adam hâli bu. Vapurda kafamıza kuş sıçsa ondan böyle bir anlam çıkartır mıyız, bilemiyoruz.
Ne ilginçtir ki, başkaları üzerine tartışma yaratmayı seven Aykut Kocaman, Orduspor maçı sonrası “Kolumuzu kanadımızı kırdılar. Güç dengeleri değişti. Bunu da çok net gösteriyorlar. Tabii haklılar, güçlüden yana olmaları lazım. ” diyerek bir nevi itirafta bulunuyor. Güç dengeleri aleyhine değişmiş ise demek ki önceden senin lehineymiş. Bunu idrak etmek için harika Türkçe bilmeye gerek yok. Biz kendisinden daha açık, imalarda bulunmadan konuşmasını bekliyoruz. Hangi maçın hangi pozisyonundan şikayetçiyse tek tek anlatsın. Korkmasın, aleyhimize olduğunu düşündüğümüz hiçbir şey ile kıyaslayıp vicdanımızı rahatlatmayız. Aziz Yıldırım’ın “Maçların sadece sahada kazanılmadığını öğrendim” özdeyişinden feyzaldığını kanıtlamak istercesine dile getirdiği “güç dengeleri değişti” sözünün sadece saha içini değil, asıl olarak saha dışını işaret ettiğinin farkında olduğumuz da bilinsin isteriz. Bu arada, şu tapenin hesabını vermesi gerektiğini de bir kez daha hatırlatalım!








