31 Ağustos 2012. PFDK sonuçları kamuoyuna açıklanmayan şike soruşturmasının gerekçeli kararına Taraf ulaştı. PFDK, şike ve teşvik suçlarını tanımlayan 6222 sayılı yasanın 11. maddesini, yasadaki açık hükme rağmen yeniden yorumlayarak tarihi bir hukuk skandalına imza attı. Yasanın 11. maddesi; “Kazanç veya sair menfaat temini konusunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur” diyerek yoruma açık olmayan net bir tavır ortaya koyarken, PFDK’nın “gizlenen” raporunda “futbolun gerçekleri açısından bakılarak, eylemin sonuca ulaşıp ulaşmadığı salt hareketin değerlendirilmesi ya da müsabaka sonucuna bakılarak tespit edilemeyecektir” ifadesi kullanılmış. (131)
PFDK ve Takim Kurulunun 6222 sayılı yasanın 11. Maddesine aykırı eylemde bulunmasından dışında ürettiği mantık, “şikenin sahaya yansıması”, “saha dışındaki delillerin yetersizliği” idi. Maçları izlemek, hakem ve gözlemci raporlarına bakmak gerekliymiş. Yani siz 1 yönetici ve 1 futbolcunun şikede anlaştığını ispat ediyorsunuz. Bu yetmiyor. Saha dışında bir çok gayri ahlaki eylem var. Bu yetmiyor. Maçlar istenildiği gibi bitiyor. Bu da yetmiyor. Saha dışındaki kirliliklerden birinin PFDK, Tahkim Kurulu, Temsilciler Kurulu, MHK üyelerini istedikleri kişileri seçtirmek ve onlara alınacak kararları dikte ettirmek olduğunu hatırlatmıştık. Ve sadece o kurulların raporları dikkate alınıyor! Şike tespiti için şike anlaşmasının ispatı yetmiyorsa ne yetecek demeyin ve lütfen 132’yi okuyun.
31 Ağustos 2012. PFDK, “Müsabaka Sonucunu Etkileme” suçunun faili gerçek kişiler olabilir. Tüzel kişilerin “Müsabaka Sonucunu Etkileme” fiilinin faili olması mümkün değildir. Şike ve teşvik anlaşmasının taraflarını oluşturan, menfaat temin eden kendisine menfaat temin edilen kişiler ve katkıda bulunanların mutlaka gerçek kişiler olması gerekir. “Müsabaka Sonucunu Etkileme” suçunun mağduru da gerçek kişiler olabilir. Tüzel kişiler, “Müsabaka Sonucunu Etkileme” suçunun faili olamadığı gibi, mağduru da olamayacaktır.” (132)
Sözün bittiği yer! Tüzel kişi gerçek kişi değildir, sadece gerçek kişi şike yapabilir demek sadece şikeyi cezalandırmamak değil, şikeyi legalleştirmek ve teşvik etmektir. Hiçbir spor kulübü artık şike ile suçlanamaz. Şike ile yargılanan her kulüp PFDK’nın bu açıklamasını örnek göstererek ceza almaktan kurtulur. Kişi ve kurum ayırmayı hukuk aracılığıyla uygulamak işte böyle oluyor! Kısmet Erkiner’in çok iyi dediği gerekçeli karar birileri için çok iyi ama ahlak ve adalet için değil!
10 Eylül 2012.Şike sürecinin hafızalarda kalan cümlesi hiç şüphesiz Başbakan Erdoğan’a ait: “Kişilerle kurumları ayırın. Kişilerin işlediği suçlardan dolayı kurumları cezalandırmayın. Başbakan bu ifadeleri kullanmadan önce Federasyon yetkilileri ile bir araya gelmiş. Şike sahaya yansıdı mı yansımadı mı? Başbakan, “Hayır” yanıtını alınca o ifadeleri kullanıyor: Kurumlar, kişilerin işlediği suçlardan dolayı asla cezalandırılmamalı. Şike süreci Federasyon’un yol haritası oluyor bu sözler. Bu konuşmanın bir diğer yanı, yani UEFA ayağı var. Başbakan, UEFA başkanı Michel Platini ile yaptığı görüşmede de aynı ifadeleri kullandı. Bu görüşmeden hemen sonra Platini yaptığı basın toplantısında, “Başbakan ile aynı düşüncedeyim ama kurallar böyle” demişti.
Platini basın toplantısında bunları söyledi ama Başbakan’a görüşmede söylediği bir sözü basın toplantısında ifade etmedi. UEFA Başkanı Platini aynen şunları söyledi: Sizinle aynı kanıdayım. Ben yönetmelikleri değiştiremem. Ama sizin için bir şey yapabilirim, disiplin kuruluna gerekirse bu düşüncemi anlatırım. Federasyon yöneticisi dedi ki: UEFA Türkiye’yi gözden çıkaramadı. Çünkü biz güçlü bir futbol ülkesiyiz. Başbakan önemli bir devlet adamı. Platini FIFA seçimlerinde başkan adayı olabilir. Platini için istediği her cumhurbaşkanı ve başbakana ulaşabilir Recep Tayyip Erdoğan. 58. maddeyi değiştirirken UEFA’ya şunu anlattık. Türk futbolu bitiyor. Seyirci gelmiyor tribünlere., sponsorlar kaçıyor. Biz bu maddeyi değiştirmezsek Türkiye’de futbol bitecek. Bu sözlerimizi dinlediler ve hiçbir zorluk çıkarmadılar. (133)
Federasyon yetkilisi ile yapılan konuşmada söylenenleri sorgusuz sualsiz doğru olarak kabul etmek gibi bir niyetimiz elbette yok. Okurken şunları hatırlamakta fayda var: 6222 no’lu yasadaki şike cezalarının azaltılması… Meclis – TFF – Kulüpler Birliği arasında ki hızlı “diplomasi”… Başbakan ve bir çok siyasetçinin, “kişi ve kurum ayrılmalı”,”şike sahaya yansımış mı”, “küme düşme olursa ( 8 takım düşerse ) Türk futbolu batar” demesi… Gerekirse 2 – 5 yıl Avrupa’ya gitmeyelim önerileri… UEFA’da lobi yapalım … TFF’nin siyasete bir kere bile; biz özerk bir kuruluz dememesini bırakın devamlı siyasetçilerin peşinden gitmesi… 58. Madde değişikliğinin karardan önce değiştirilip kararın yasaya uydurulması… Bunları hatırlayıp iddiaları tekrar okuyun!
14 Eylül 2012. Aziz Yıldırım, NTVSpor’da yayınlanan Futbol Aktüel programına canlı yayın konuğu oldu.
Metris’e giderken, 6222′nin bilmem kaçıncı maddesinde şike suçunda yazıyordu. Halbuki ben örgütten yargılanıyordum. Baktılar olmadı değişiklik yaptılar. Şike olmadı, silahlı örgüte de sokamıyorlar, silah yok, bu sefer örgüt liderliği haksız kazanç dediler.
İbrahim Akın’a 100 bin Euro verdi dediler. Aziz Yıldırım 100 bin Euro verdiyse ispat etsinler. 19 maç şike yaptık diye açıklamalarda bulundular. Sonunda 7 maç çıktı. Mehmet Berk 2 çok önemli konu söyledi. “Biz bu davayı 3-4 ayda biteceğini sandık” Bu çok vahim bir konudur. Bütün basında yazılanların yüzde 90′ı “yalan” dedi. Bu da vahim. Görevden alınınca bunu açıklama ihtiyacı doğdu. “
“CAS davası ile ilgili Fenerbahçe, hem Türkiye Cumhuriyeti’nin, hem de kendi menfaatlerini düşünerek geri çekildi. Fenerbahçe’nin menfaatleri Türkiye’nin menfaati neyse odur.” Başbakan’a teşekkür ediyorum kanunun değişmesi için ekiplerine çalışmalar yaptırdı. Ve kanun Başbakan’ın çalışmalarının sayesinde şimdiki haline geldi. (134)
“Metris’e giderken kağıtta şike suçundan yazıyordu ama ben örgütten yargılanıyordum!” Şaka yapmıyor gayet ciddi ciddi milyonlara bunu söylüyor. Ben şikeden yargılanmadım dedikten bir süre sonra, “ben tarla konusunda beraat ettim” dediğinde Güntekin Onay kafa sallıyordu. Şikeden yargılanmayıp şikeden ceza alan ilk insan! İddianamenin hiçbir yerinde Aziz Yıldırım isimli kişi İbrahim Akın’a 100 bin Euro verdi yazmıyor! İspat etsinler dediğinde ise kimse iddianamede öyle bir şey yok ki demiyor kendisine. Hiçbir yerde FB 19 maçta şike yaptığı iddiası yazmadığı halde Aziz Yıldırım ve Nihat Özdemir, “hani nerede 19 maç” dedi defalarca.
Aziz Yıldırım’ın “tarla – dikim – sürmek” konusunda yaptığı savunmadan bir bölüm vardı: “bu tarla bir şeydir, nasıl söyleyim, yani maçla ilgili bir şey değil yani, 3 tane tarla var işte, ekinler diyor suya çıktı, ya kurban kesiyor gidiyor. her hafta da eyüp sultan’ a gidiyordu. her hafta gidiyor, bizim burada konuşmalar da var. hocaya gittik mi, camiye gittik mi, ne yaptın, tamer beye söylüyorum; ” ne yaptın, gittin mi, hallettin mi?” diyorum. camiye gidiyor, eyüp sultan’a kurban kesmeye. biz deplasmana gittiğimizde tamer bey gidiyor, eğer deplasmanda değil içeride ise beraber gidiyoruz, kurban kesiyoruz. şimdi buradaki konuşmada da yani bu şeyi, tarla işini; maçları, tarla maçları sürmek de dilek anlamında kullanıyorduk.” Bu nedir???
Savcının açıklamasına bir önceki bölümde değinmiştik ( 7. Bölüm 119 no. ) Adi bir suç olan şikeyi politikleştirmeye kalkışma absürtlüğü bir yana, “artık şikeyi konuşmayalım futbol konuşalım diyenler kimlerdi” onu da hatırlatırız gerekirse.
“Türk futbolu için” sözüyle başlayan “menfaat” ile süren cümlenin üzerini çizin. Bilindik, milliyetçilikle sarmalanmış savunmalar. 6222 no’lu yasadaki değişiklik için Başbakana 21 Şubat 2012 tarihinde mahkemede teşekkür etmişti, burada TV aracılığıyla yinelemiş! Ne diyordu Aziz Yıldırım, “Başbakan ile arama girmeyin!”
16 Eylül 2012. Mehmet Ali Aydınlar, UEFA’nın kendisine Fenerbahçe’yi düşürmesi yolunda telkin geldiğini ancak kendisinin bunu yapmadığını açıkladı. “UEFA’da biz de nabız yokladık. Şikenin sahaya yansıyıp yansımama olayını onlara açtık; güldüler. “Olur mu öyle şey” dediler. Bana UEFA ’da “ Fenerbahçe ’yi düşür” dediler. Ama ben düşürmeyeceğimi söyledim. Bunu samimi olarak iletip yol göstermelerini istedim. Bana, her şike olayında kulüplerin talimat değişikliği isteyebileceğini belirtip “Yanlış bir yol açma” dediler. Ama Genel Kurul’a işaret ettiler. Eksi puanı getirdik. Ben -6 puan olsun istedim. Maç başına en az -12 puan istedi.” (135)
Eski TFF başkanından itiraflar! Şaban olsa bu yaşananları şöyle anlatırdı: Nabız yokladık. Düşürmeyiz dedik. Onlar bize “zero tolerance” dediler. Samimi davrandık. Yumuşadılar. “%80 no tolerance” dediler. Düş düş biraz daha düş. Hem biz yabancı değiliz, ayağımız alışsın dedik. Hadi sizin güzel hatrınız için “%50 no tolerance” dediler! Türk futbolu batıyor, küme düşme olursa mahvoluruz, UEFA’daki idareci abilerimizden anlayış bekliyoruz dedik. Çok etkilendiler!
17 Eylül 2012. Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyet Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ı ziyaret etti. Kılıçdaroğlu: “Aziz başkanın yaşadığı tablo bizim içimize sinmedi. Sadece bizim değil, kamuoyu büyük bir tepki gösterdi. Sayın başkanın davası dolayısıyla parlamentoya bir yasa teklifi geldi. Arkadaşlar ziyarete geldiler. Derhal ’her türlü desteği vereceğiz’ dedik. Yasa veto edildi ama parlamentodan yine çıktı. Yıldırım, ”Biz Atatürk’ün kulübüyüz. Onun ilkeleri doğrultusunda ilerliyoruz. Yargı sürecinde bana ve arkadaşlarıma destek veren CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu’na teşekkür ediyoruz” dedi. (136)
Neyse ki FB kalecisi Aziz Bey demedi Kılıçdaroğlu! Ne güzel bir itiraftır, “Sayın başkanın davası dolayısıyla parlamentoya bir yasa teklifi geldi” sözü. Kişiye özel bazı kanunlara kızanların kişiye özel bazı kanunları desteklemesi komedi, bunu itiraf etmesi ise trajedi. Reel siyasetin sancağı pragmatizm!
Atatürk’ün kulübü FB, FB’nin Atatürk’ü Aziz Yıldırım, cumhuriyetin kalesi, laikliğin bekçisi, emeğin sesi, sosyalizmin rengi, Osmanlının torunu, Türklüğün gururu, vatanına milletine bağlılığın esası, meşrebi güzel, fitratı temiz, dört bir tarafı düşmanlarla ve komplolarla çevrilmiş FB! Bunlar bu yazı dizisinin konusu değil.
26 Eylül 2012. Sedat Tunalı, PFDK’nin gerekçeli kararında örnek olarak kullandığı CAS’ın Pobeda, PSV ve diğer kararlarını eksik ve yanlış çevirdiğini iddia etti. PFDK “müsabaka sonuçlarının” manipüle edilmesinden bahsediyor. Ama CAS’ın orijinal metninde “games” diyor. Bu kelime hangi İngilizce sözlüğe bakarsanız bakın “müsabaka, oyun” anlamına gelir, “maç sonucu” anlamına gelmez. Demek ki, CAS bilinçli bir şekilde müsabaka sonucunun manipüle edilmesinden değil, müsabakanın manipüle edilmesinden bahsediyor. Buna karşılık, bu hatalı tercümeyle, PFDK da bilinçli bir şekilde, “müsabaka sonucunun etkilenmesinden” bahsederek, şikeye ceza vermemek için kendi icad ettiği “sahaya yansıma” kriterini geçerli kılmaya çalışıyor. Oysa, TFF Disiplin Talimatı uygulamasına göre aranan “müsabaka sonucunu etkileme” aslında CAS uygulamasına aykırı. Zira, UEFA Disiplin Talimatı’na göre “müsabaka sonucunu etkileme” yani bizdeki tabirle “sahaya yansıma” şartı şikenin oluşması için aranmaz. UEFA Disiplin Talimatı’na göre “maç sonuçlarını ve gidişatını etkilemesi MUHTEMEL hareketler” yasaktır; cezalandırılır. (137)
TFF, PFDK gerekçeli kararını ısrarla kamuoyu ile paylaşmıyor. Kısmet Erkiner ve Engin Tuzcuoğlu’na yukarıdaki iddialarda yer alan mantığı daha önce sormuştuk. Bize 1 tane, “maçları izlemek gerek” veya “şike sahaya yansımış mı bakmak gerek” diyen CAS kararı sunsunlar. 1 tane yeter. Ama yok. Ayıptır diyeceğiz ama şike sürecinde hukuk kanalıyla yapılanlar ayıbı fersah fersah geçti.
9 Ekim 2012. Bursa 1. Amatör Küme takımı Emekspor kulübü’nün müsabaka sonucunun etkilenmesi nedeniyle bir alt lige düşürülmesine, Hilmi TOP (Emekspor idr.) müsabaka sonucunu etkilemekten sürekli hak mahrumiyeti cezası verilmesine, Kocatepespor İlköğretim Okulu kulübü hakkında disiplinel ihlalin oluşmaması nedeniyle ceza tayinine yer olmadığına karar verildi. (138)
Tek başına şike yapma becerisi gösteren Emekspor’u bir ilki gerçekleştirdiği için tebrik ediyoruz! Pardon o ilki İbrahim Akın gerçekleştirmişti! Emekspor’un küçük suçu şike yapmak, büyük suçu bu futbol düzeninde önemsenmeyecek ve birilerinin “çıkar ilişkisi”nde meta olmayacak kadar küçük olmasıdır.
Alıntılar buraya kadar.
Şikenin kendisi bile şike olalı böyle zulüm görmemiştir. Dünyanın ağır suç diye işaretlediği “şike, ırkçılık” ondan daha suç kere suç olan suçlarla sarmalanıp, şike kavramı bile sevimleştirildi. Evet. Şike iddiaları, tespitleri ilk defa değil. Futbol 2 yıldır kirlenmedi. 2 yıldır olan kirlenmenin normalleştirilmesi ve yasallaştırılması. Bunlar şikeden daha büyük suç. Eğer bir ülkede, “şike suçtur, ahlaksızlıktır, onunla yüzleşmeliyiz ve temizlemeliyiz” denilmiyorsa, futbol çamura saplanmış bir oyuncak olmaktan öteye gidemez. Demedikleri gibi, “küme düşme olursa futbol batar”, “kişi ve kurum ayrılmalı”, “100 kulüpler bunlar, kişilerin yaptığını kulübe mal etmeyelim”, “şike sahaya yansımış mı bakalım” , “küme düşme olursa marka değerimiz mahvolur, para azalır” dediler. Hepsi birer suç itirafı! Ve nelerin önemsendiğinin delili!
Siyaset futbolun ortasahasında gezmekle kalmadı, tekniği, taktiği belirledi. Federasyon, bazı kulüpler, hukukçular, spor medyası emriniz olur dedi. Teknik direktörü ve yöneticisi şikeden yargılanan kulübün başkanı Federasyon Başkanı oldu! Yaptıklarını yazdık.
Anlatmıştık. Kenan Evren’in cunta döneminde dahi yapmadığını önce 6222 no’lu yasayı, sonra 58. Maddeyi değiştirerek siyaset – federasyon – futbol yöneticileri – bazı hukukçular – medya yaptı. Yasaları değiştir, kararları sonra yeni yasaya göre al ve bunun adına yargı de! Hiçbir gelişmiş ülkede şike soruşturması esnasında şike cezalarının azaltıldığı, disiplin yasalarının değiştirildiği görülmemiştir. Yetmeyince, “tüzel kişi şike yapamaz, gerçek kişiler yapabilir, o yüzden tüzel kişi şikeden cezalandırılamaz” denildi. Tarihe geçtiniz! Tebrik ederiz!
Bu süreçte yapılan en büyük yanlışlardan biri saha içindeki şike iddialarına odaklanırken, saha dışındaki ahlaksızlıkları, kirliliği 2. Plana atmak oldu. Rakiplerin taktiğini, kadrosunu gazeteci kılıklılardan öğrenmeye çalışmak, onlara yalan haber yazdırmak, PFDK – Tahkim ve diğer kurulları belirlemek ve istenilen kararları aldırmak, rakiplerin alacağı cezalara dahi müdahil olmak ve nicesi… Bunlar sahadaki şikeden bağımsız değil ve ondan daha küçük suçta değil. Eğer bir kulübün başkanı, zamanımızın kahramanı! bir gazeteciyi arayıp, “yaz yaz Colin Kazım GS’lı futbolcuların Trabzon’a yatmasını istiyormuş, arkadaşlarıyla bunu konuşuyormuş, yaz bakalım ne olacak” diyor ve gazeteci kılıklı ahlaksız “tamam yazarım” diyorsa bu şike gibi suçtur, ahlaksızlıktır. Bir kulübün yöneticisi teknik direktörünü arayıp, “kalem kağıt al Bucaspor kadrosunu vericem” diyor ve o “adam gibi adam” teknik direktör, “tamam yazıyorum söyle” diyorsa bu da şike gibi suçtur ve ahlaksızlıktır. Medya bunları unutturmaya çalışırken bizlerde 2. Plana atıp üzerinde fazla durmadık.
Şike yapmadık. Helikopter ihalesi yüzünden. Şike yapmadık. Bizi durdurmaya çalışıyorlar. Şike yapmadık. Cemaatin komplosu. Şike yapmadık. GS’lı savcının düzenlediği operasyon. Şike yapmadık. FB’ye karşı bir tuzak. Şike yapmadık. Herkes bize düşman. Şike yapmadık. FB düşmanlarını yeneceğiz. Şike yapmadık. Biz “totem, uğur yapıyorduk, dua ediyorduk.” Şike yapmadık. Biz Atatürk’ün kulübüyüz, şu şu kavramların bekçisiyiz. Şike yapmadık. Masumiyet karinesi bize. Şike yapmadık. Trabzonluların şikesini engelledik. Masumiyet karinesi bize. Türkiye’ye şikeyi GS getirdi. Masumiyet karinesi bize. GS şu şu maçta şike yaptı. Masumiyet karinesi bize. Tahir Kıran, Aydınlar kulübü ele geçirmeye çalışıyor. Şikeyi bırakın memleket elden gidiyor. İlk defa mı şike oluyor Türkiye’de. Kim yapmıyor ki şike. Bir tek biz mi yaptık. 50 yıldır var şike. Düşmana ve komplo teorilerine ekmek ve su kadar ihtiyaç duyanların, meşrebi olanların izlediği yol!
“Kim yapmıyor ki” o kadar büyük ahlaksız tavır ki, bunu yapanlar “bok bekçiliği”ne soyunurken, ahlaksızlıkla yüzleşmek yerine onu mukayese edip kurumsallaşmasına katkı sağlıyor. “Bizim meşrebimiz var. Ve bu meşrep muhteşem bir meşrep. Güçlüyüz, mağduruz, haklıyız, ayrıyız, üstünüz, doğruyuz çünkü X’liyiz” diyenlerin burnu boka saplanınca “kim yapmıyor ki” demesi sadece komedi değil, pragmatizm soslu riyakarlık. Bir suçun 4 sahibi vardır: 1- suçu işleyen, 2- suçu işleten, 3- suçu öven, 4- kim yapmıyor ki diyen.
FB düşmanları! teknolojiyi de kullanarak o kadar inanılmaz işler başarmış ki, FB yöneticilerinin seslerini taklit ederek, şike yapmak bir yana, “rakiplerin kadrosunu almış, yalan haber yazdırmış, kurul belirlemiş, şu şu hakem olsun demiş, fikstür şöyle olsun demiş, rakiplerin cezalarına dahi müdahil olmuş”, neler yapmış neler!
Adımızı kullanıyorlar diyen Bülent Uygun’u, maç satan karısını satar diyen Odyakmaz’ı, Serdal Adalı’yı ve diğerlerini elbette unutmadık. Sadri Şener ve Nevzat Şakar’ın 2 yargıda beraat etmesine rağmen savcının itiraz ettiğini, Sadri Şener’in hakemlerle ilgili tapesini de okuduk, Odyakmaz’ın Trabzon bize teşvik primi önerdi sözlerini de… FB camiası dışındakilerin hepsi “biz suçsusuz” demekle yetinip, kendilerini kötülere ve komplolara karşı savaşanlar olarak göstermediler.
Derdimiz sadece şike yapılması değil, paranın pulun, kulübün derdine düşerek şikenin normalleştirilmesidir. “Onlar olmasa Türk futbolu batar=biz olmasak futbol batar” kibri, “herkes bize düşman” paranoidliği, “herşey komplo” absürtlüğü yeterince anlatıyor resmi. İşte bu yüzden, “bazı kişiler” bu yazı dizisinin baş aktörü oldu.
Soruşturma esnasında sanıklar aleyhine yapılan bazı “gayrihukuki” haberleri yazmıştık. Gördük ki, kendisine “gazeteci”, “spor adamı” diyen bazıları çift iş yapıyormuş. Kimi rakibin taktiğini ve kadrosunu vermiş. Diğeri bunu yaparken, kardeşin senin için neler yapmaz ki diyerek sevgisini göstermiş! Hem spor yazarı hem mürit olmuş bazıları. Kimi istek üzerine yalan haber yazmış. Kimi, “Emenike’yi GS’ye transfer ettirmiş.” Kimi, “Colin Kazım’a takım arkadaşlarına, özellikle kaleci Ufuk’a Trabzon’a yatalım” dedirtmiş. Saymakla bitmez. Bırakın midelerin bulanmasını, yapanlar “büyük gazeteci”, yaptıranlar hem “kahraman”, hem “büyük kulüp yöneticisi!” Bir an için Ünal Aysal’ın X gazeteciyi arayıp, “FB ne taktikle oynayacakmış, git bak ve bana son antreman maçında as takımdaki 11’i söyle” dediğini düşünün. Bir an için Adnan Öztürk’ün Fatih Terim’i arayıp, “hoca A takımın maç 11’ini vericem sana, yaz hemen” dediğini ve Terim’in, “tamam yazıyorum” diye cevap verdiğini düşünün. Ve tapelerde okuduğunuz nice şeyi… Bunu normal görecek, alkışlayacak ve utanmayacak GS’lının tüzüne tükürmek gerek.
Futbol Federasyonunu – Siyaset – Kulüpler Birliğinin pişirdiğinin çok güzel yemek olduğunu kitlelere inandırmak medyanın göreviydi. Nasıl ki siyasetçi – futbol yöneticisi – federasyon, “şike ahlaksızlıktır”, “şikeyi futboldan temizlemeliyiz” diyemedi, medya da aynı yoldan gitti, 1-2 istisnai kişiler dışında. 80 yaşındaki bir gazeteci, “İt ürür kervan yürür” yazıyordu. “Dört büyükler olmazsa olmaz”, “aynı gemideyiz olur böyle şeyler”, “kim şike yapmadı ki”, “ilk defa mı oluyor bunlar” iğrençlikleri spor medyasından diğer örnekler. “Keşke savcı onları çağırsa ve tapeleri gösterip bırakın bu işleri, çekilin deseydi” yazan dahi oldu, şaka yapmıyoruz. Utanmadılar! 1 tane spor muhabiri, yazarı 15 aydır Aykut Kocaman’a Bucaspor maç kadrosunu Şekip Mosturoğlu’ndan aldığını gösteren tapeyi sormaz mı??? Yok. Hiçbiri sormadı.
Bir adım ileri gidip, “ben yaptım oldu hukuku” ile şike sorunu halledilince, tepki gösterenlere, sesini uluslararası kamuoyuna duyurmak isteyenlere “vatanhaini” diyecek kadar şirazeyi koparmaktan çekinmedi medya, bazı futbol idarecileri ve onların soytarıları! Ahlaksızlığı milliyetçilikle örtmek şike sürecinde vazgeçilmez bir argüman oldu. Türk futbolunun batmaması için küme düşüremeyiz diyenler gibi… Bir ülke düşünün, 1 yıl boyunca nasıl ceza vermeyiz ve uluslarası ceza almayız diye çabalarken birileri, adalet gerçekleşsin, suç varsa cezalandırılsın diyenler aşağılanıyor. Mağdur bağırmadığı için tecavüz olamaz denilen yerde, şikenin sahaya yansıyıp yansımadığı ölçme, saha dışı tüm suçları yok sayma rezilliğine nail olunuyor. 35 kişinin 14 yaşındaki kıza yaptığı “cinsel taciz” iğrençliğinin davasında sanıklar bir müddet sonra salıverilince, sevinerek konvoy yapan sanık yakınları gibi, “heyooo ceza gelmiyor, nerde hani sopa kehkehekeh” diyecek kadar adileşebiliyorlar. Suç kesinleşsin ama ceza verilmesin, buna sevinip, göbek atacak çok “homo sapiens” varmış! Cinsel taciz davasında salıverilince konvoy yapanlarda, “koyduk mu… hani lan hakimin sopası hihohahaha” demişler midir???
İşkencecinin, katliam sanığının, halkı soyup yolsuzluk yapanın kahraman ilan edildiği yerde adi suç olan şikeyi politikleştirmek, sanıklarını kahramanlaştırmak şaşırtıcı değil! Futbol düzeninde köşe başlarını tutmuş olanların madende çalışan bir madenci, coplanan bir öğrenci, tershanede ölüme gönderilen bir işçi, dahası sıradan bir futbolsever olmadığını, sistem ile hiçbir derdi olmayıp onun nimetlerinden iliklerine kadar faydalandıklarını biliyoruz. Bunu görmek için, “Yönetim Kurulları”na bakmak dahi kafidir.
Yargılama, hukuki içtihat, usül sadece bugünün değil, yılların sorunu. Ve hukuk sadece bunlardan ibaret olan şey değil. Renk metafiziği ve idealizmi yaparak adaletsizliği hukuki içtihatla eleştirmek, hukuku ve devletin aygıtlarını homojenleştirmek, her davayı bir diğeriyle eşitlemek, adi suçu politikleştirmeye çalışırken, savunduğu insanları muktedir(ler)in karşıtı göstermeye çalışmak ve futbol düzenine tek bir eleştiri getirmemek apayrı bir oksimoronluk.
Madem ki bu yazı dizisini GS’liler yazdı iğneyi GS’ye batıralım. İsterdik ki Galatasaray şike sürecinde daha çok “ses” çıkarsın. Adalet talebinin karikatürize edilip, “adaletin bekçileri hoşgeldiniz” denilen yerde, “hoşbulduk şike yapanlar ve yapanlara utanmadan destek çıkanlar” diyebilmeliydi. İsterdik ki teknik heyetten, yönetime, divan kurulundan genel kurula ve tribüne kadar herkes yaşananlara tepki göstersin. İsterdik ki Ünal Aysal, 12 Temmuz 2011′deki Kulüpler Birliği toplantısı sonrası “şikenin üstünü örtmeye çalışanlar”a karşı sesini çıkardığı gibi davranmaya devam etseydi. 2 gün sonra Cavcav birlik olarak, “kişi ve kurum ayrılması”nı ve “kulüplerin düşürülmemesi”ni TFF’den talep ettiklerini söyleyecekti. Ama gün geldi başkan Şampiyonlar Ligine katılmamız zora girmesin dedi ve kenara çekildi. Şampiyonluk gelince derin bir sessizlik oldu. Konuşacağım denilen şeyler unutuldu gitti.
Biliyoruz, ahlaksızlığın kurumsallaştığı ve yaşam şekli olduğu, ahlak diyenin alaya alındığı, namuslu olanın işini bilmeyen salak ilan edildiği bir ülkede tüm bunlarla mücadele etmek zordur ve tehlikelidir. Çalıyor ama iş bitiriyor… kim yapmıyor ki… gibi içler acısı tavır toplum tarafından içselleştirilmiş ise daha da zor. Ama, “ne gelir elimizden insan olmaktan başka” özellikle biz taraftarlara düşen bir görev. Sporu kendilerinin oyuncağı olarak görenlere karşı mücadele edecek gücümüz, onurumuz, zayıf kaldı. Futbolun en büyük “özne” grubu olan taraftarın “figüran” bile olamaması, kiminin “gönüllü köle” olmaya heves etmesi en çok Türkiye’de tavan yapıyor. Öyle ki, 6222 no’lu yasada şike cezaları azaltılırken milyonlarca “taraftar görünümlü kulüp soytarısı” alkışladı. Bugün 1 maçta meşale yakmakla, 1 maçta şike yapmak kağıt üzerinde neredeyse aynı cezaya tabii. Gurur duyabilirler kendileriyle! Her krala bir soytarı az gelir! Ne yaşıyorsak, ne kötü – çirkin – gayriahlaki – haksız – hukuksuz ise bundaki büyük pay bu yazı dizisi boyunca alıntıladığımız kişilerin değil milyonlarca taraftarındır.
Ahmet Gezer (18), Fatih Çalışkan (23), Mustafa Ertuğrul (42), Hasan Yarış (46), Vedat Gerekmen (55). Bu insanları hatırlayan var mı? Bu 5 insan sırf birileri daha fazla para kazansın marka değeri zarar görmesin ( şike olursa zarar görmez para kaybederse görür!) diye uydurulan play-off esnasında öldü. “Bu heyecana kalp dayanmaz” denilirken kalpleri dayanmadı heyecana ve öldüler. Futbolu sevmenin bedelini canlarıyla ödediler. Herhangi bir idareci, futbol düzeninin aktörü bir başsağlığı bile dilemedi ailelerine. Futbolseverler onları çarçabuk unuttu. Bu insanların ölüm sebebi kalp krizi değil, çamura saplanmış futbolu oyuncakları edenler ve onların danışmanlarıdır.
O yüzden diyoruz ki; Bu futbol düzeni ile ilgili hiçbir derdi olmayan, onu dönüştürmeye çalışmayan her birey onun ve aktörlerinin ya danışmanı ya kölesidir. Biz ikisi olmayı da reddediyoruz. Çeşit çeşit suç işleyen idarecilerine biat edenlerden, onları kahramanlaştıranlardan olmayacağız.
Okuduklarınız, “Şike sürecinde kim ne dedi ne yaptı”nın 15 aylık hikayesi. Unutmayın.
Son.
Kaynaklar:
(131) http://taraf.com.tr/haber/sir-gibi-saklanan-rapor.htm
(132) http://spor.internethaber.com/yazi/sadi-karakas/2857/resmen-hukuk-cinayeti.html
(133) http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21422460.asp
(134)http://www.cnnturk.com/2012/spor/futbol/09/14/aziz.yildirim.alex.efsane.degil/676667.0/index.html
http://www.aktifhaber.com/aziz-yildirim-basbakana-tesekkur-etti-660448h.htm
(135) http://t24.com.tr/haber/tff-eski-baskani-aydinlar-uefa-feneri-dusur-dedi-yapmadim/213187
(136)http://siyaset.milliyet.com.tr/kilicdaroglu-ndan-aziz-yildirim-a-ziyaret/siyaset/siyasetdetay/17.09.2012/1597807/default.htm
(137)http://sedattunali.wordpress.com/2012/09/26/tff-ve-onun-ayarli-pfdksinin-tercume-oyunu-ile-sike-aklama-cabasi/
(138) http://www.tff.org.tr/default.aspx?pageID=470&ftxtID=16376